| Halı ve Yan Sanayinin Buluştuğu Nokta |

Geçmiş kültürü genç kuşaklara tanıtan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği mekân diye tanımlanan müze, eğitimi, daha önemlisi eğitim dışı kalan halkın kültürünü bütünleyen çağdaş kurumlardan biridir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, parasal olanaksızlıklara rağmen, örnek başkentte, Hayvanat Bahçesi, Park, Spor ve Eğlence yerleri kapsamında toplum kültürünü oluşturacak ve bütünleyecek müze gibi sosyal tesisler gerekli görülmüştü. Yeni kurulan Cumhuriyette pek çok şeyin yolu gösterilmiş ama o yoldan gidene pek rastlanmamıştır. Kültür ve sanat alanında başlatılan olumlu atılım Atatürk’ ten sonra yavaşlatılmış, toplum kültürü parti, kahve, şehir ve memur kulübü mekânlarında, basılı, sözlü ve görsel yayınlar ve yeteneksiz müze yöneticileri tarafından yozlaştırılmıştı. Çağdaş eğitimin en belirgin özelliklerinden biri hafıza(Bellek) ile değil görerek yapılmasıdır. Bu nedenle müzelerin eğitimindeki payı ve görevi tartışılmaz. Asıl görevi, Halk eğitimini göz ardı edip, yabancılara ülke tanıtımı amacıyla algılayan yoz düşünce, çok yakın zamana kadar, geçmişten günümüze kalan eşsiz örnekleri, yurt dışı gezi ve panayırcılık yaklaşımı ile kültürümüzün ve tarihimizin belgelerini yok olma ve yıpranma riskine rağmen çeşitli yerlere yollamıştı. Müze açılmamış yahut müzecilik işlevi yetersiz olan yörelere Eskiciler, özenti toplayıcılar, yabancı Koleksiyoncular gelerek, tarihimizi, kültürümüzü belgeleyen nesneleri kendi amaçları için almışlardır. Kültürel değerlerinin farkında olmayan, yenilik budalası bir kişinin veya toplumun elinden, elinde bulundurduğu geleneksel eşyasını almak zor olmasa gerek. İleri toplumlar, 1800`lü yıllardan beri önemini anladıkları müzelerini geliştirmiş ve kendi ülkeleri dışında, topladıkları yabancı kültür okulu niteliğinde uzmanlaştırmışlardır. Kültür canlı bir yapıya sahiptir. Kültürü bütünlemeye çalışan kurumlar hizmetlerini canlı ve taze tutmak zorundalar. Yoksa kültür, gelişir, klasikleşir, arınıp yenilenmezse hantallaşır, yozlaşır ve tarih konusu olur gider.
İki buçuk milyonluk Münih`te 35 Müze ve Koleksiyon varken, on milyonluk İstanbul`da 50 Müzenin bulunması Türklerin kültüre verdikleri önemi belgelemektedir. Bu günün özgür insanı bilgilenmeyi her türlü elektronik iletişim gereçleri ile edinse de kültürleri yaratıldıkları doğal ortamda incelemeyi, yorumunu kendi yapmayı yeğliyor.
Kültürel yaşantımızda önemli yer kaplayan dokuma geleneğimiz, Tekstil eğitimi yapan her düzeyde okullarımız ve övündüğümüz Tekstil sanayimiz olduğu halde, bu kuruluşlara kaynaklık etmesi gereken Tekstil Müzesi yok. Derme çatma, yabancı yayınlar yönlendirmesinde, çağdaş müze kavramından uzak, Osmanlı sarayından kalan ve çeşitli yörelerden toplanmış bazı eşyaların vitrinlendiği müze benzeri düzenlemelerin kime ve nasıl hizmet ettikleri artık netleşmiştir. Geleneksel el dokumacılığı son yıllara kadar etkinliğini, gelenek sınırları içinde koruyabilmiş ama gelişen teknoloji içinde bu örneklerin ve yöntemlerin uzun zaman korunması çok zor. Daha şimdiden geleneksel dokuma üretimi ile ilgili, Çözgücü, Tireci, Sırmakeş, Simkeş, Elemneci, Mancınıkçı, Cendereci, Kaytan ve İbrişimci, Devdah, Dolapçı, Perdahçı, Gergefçi, Kasnakçı, Mutaf, Mazman, Kökboyacı, Yularcı gibi mesleklere ait hiçbir eşya, alet ve gereç müzelere giremeden yok olmuştur. İstanbul’ da Türk kültürünü sergileyen müzenin adı bile İslam inancını vurgulamakta. Sergilenen göçebe çadır bile yabancıya danışarak hazırlanmış.
Temelleri yıkılma tehlikesinde olan, Topkapı Sarayı Müzesi adeta boş mekanları sergilemekte. Sergilenen eşyaların kime ait olduğunu belirten yazı ve tarihten başka bilgi verilmeden vitrinlenmesi çağdaş müze kavramından çok uzaktır. Geleneksel kültürü geleceğe taşıyacak müzelerin eksikliği, Güzel Sanat Eğitiminde, Geleneksel Sanatlar konusunda eğitim verecek bölümlerin açılmasına neden olmuş olabilir. Kültürümüzün temelini oluşturan geleneksel Dokumacılıkla ilgili eski örneklerin, onları oluşturan alt mesleklerden, malzemelerinden bahsetmeden sergilenmeleri, değerlerini azaltmasa bile onlara gereken önemi vermediğimizi kanıtlamaktadır. Hâlbuki gerek saray sanatı gerekse halk sanatı içinde geleneksel Dokuma Kültürümüzden günümüze aktarılacak pek çok örnek ve bilgi var. Bunlara gereken özeni göstermek zorundayız.
Anadolu da yerleşmiş her çeşit insanı ortak bir uğraşta birleştirmiş olan El Dokumacılık geleneği ancak, kapsamlı çağdaş Tekstil Müzesi ve yan kuruluşları ile kanıtlanır. M.Ö. 6000’ne ulaşan geleneği, İpek Yolu üzerindeki zengin tarihi ve teknik, sosyal, kültürel geçmişi ile yakın zamana kadar tüm ülkede, her evde etkinliğini sürdürmüş olan El Dokumacılığımızı, buna bağlı geleneksel yaşantımızı ve günümüz dokuma sanayimizi çağımıza uygun olarak Tekstil Müzesiyle onurlandırabiliriz. Müze kadroları, Sanat Tarihçi ve Arkeolog yanında, Eğitimci, Sosyal bilimci ve Sanat eğitimi almış kişilerce zenginleştirilmelidir.
KAYNAKÇA
Aydın Uğurlu, sanat çevresi 1984 Ağustos, sayı 70, sayfa 60 63, Tekstil Müzesi Textilmuseum sandler - stiftung Mindelheım,
Almanya Tülay Ergil, Museums of İstanbul Müzeleri , İSTEK Vakfı yayını. 1993 İstanbul
